|
 |
|
 |
| |
|
Öykü: Geleceğe Hediye
|
|
|
 |
|
nihaldeniz yazdı: " Yağmur yağsın isterdim bu sabah...
“ …Sana yazmam gereken son satırların şu an kalemimden dökülen kelimelerden oluşacağını söylemiş olsalardı günün birinde, evrende benden daha fazla aklını yitirmiş olanların bulunduğunu düşünür ardından hiç çekinmeden kocaman bir kahkahayı patlatıverirdim. Ama ömrümüz boyunca herhangi bir zamanda pervasızca karşımıza çıkan gerçekliği yine yıkamadım. Başaramadım… Oysa ihtiyacımız olan tek şey, içini umudumuzla doldurduğumuz biraz daha zamandı. Olmadı… Bütün sefaletimize karşın bu bile layık değilmiş bize. Şimdi uçurtmamı vuruyorlar uzun zamandır hasretini çektiğim sonsuzluğu bir daha aramayayım gökyüzünde diye. Giderken elini tutabilmek son defa bakarak gözlerinin içine “üzülme” demek vardı ya olmadı işte. Şimdi tek isteğim her mevsimin ayrı kokusu dolsun odana diye açtığın pencerelerden gülümse bana. Gülümse ki günahların koynuna düşmüş ruhum sayende huzura doymuş olsun. Bunların ötesinde bilmen gereken belki de en önemli şey ise şu an hissettiklerim arasında pişmanlığın zerresinin dahi olmadığı. Yalnızca üzgünüm. Hepsi bu. Yazmam gereken birden fazla şeyin üzerini cesur bir edayla sadece şu iki kelime örtüyor: seni seviyorum…”
— Bunu ona verin. Mutlaka — Pekâlâ — Unutmadan, biraz sonra yaşayacaklarımdan ben sıcacık yatağıma girmeden önce kesinlikle haberi olmayacak. — Tamam, istediğin gibi olsun. Söylemek istediğin başka bir şey var mı? — Hayır yok. — O zaman başlayabiliriz. — Evet, önden buyurun. Önümde uzanan kısacık mesafeyi tek başıma yürümek istiyorum. Adımlarım hiç olmadığı kadar yavaş olmalı, gözlerim yeni sönmekte olan yıldızları saymaya devam etmeli ve bir şarkı mırıldanmak için geciktim bile. Beyazlar içindeyim bugün. Aslında hiç sevmem bu rengi, ortaokula giderken her sabah ağlardım aynı beyaz gömleği giymek zorunda kaldığım için. Şimdi yerde benden üç kat daha heybetli duran ve gülümseyen gölgeme bakıyorum da yine olmamış, yakışmamış yani. İşte bu yüzden “başka bir rengi yok muydu bunun?”diye hiç çekinmeden soruyorum, kimseler duymuyor. Zaman boşluğa sürüklenmeye devam ediyor. Bir basamağın önünde duruyorum. Kulaklarımda çınlayacak herhangi bir komut sesine izin vermeden çıkıyorum basamakları teker teker. Ne bu? Mübalağa işim haline gelmeye başladı sanki yalan söylüyorum onun yüzünden kendime. Aslında yalnızca biirr ve ikiii. Hepsi bu değil miydi işte? Saydım ya içimden. Bekliyor olmanın keyfini çıkarıyorum bu arada. Acıyla inleyen bir köpeğin sesini duyuyorum. Dönüp: “biraz daha bekle henüz değil” diyorum köpek önündeki lapayı yalamaya devam ediyor. — Hadiii! Biraz daha hızlı davranmayı öğrenemediniz mi hala? — Özür dileriz efendim. — Niye başrolde sen varmışsın gibi davranıyorsun? — Anlamadım. — Neden diyorum bu süslü cümleler senin ağzında — İnan söylediklerinden bir şey anlamadım. — Şaşırmadım. Ben varım burada görmüyor musun? Şu an sahne benim anlayacağın. Şimdi otur ve dikkatli bir seyirci gibi izle yalnızca. Dün gece bir rüya gördüm. Ne kadar ilginç değil mi? Başımın üzerindeki tuhaf mekanizmanın eşliğinde bir karar vermem isteniyordu. Kocaman iki büyük dişli ve bunları birbirine bağlayıp hareketlerini sağlayan uzunca dikenli bir tel. Telin iki ucu da ellerimde. Homurtulu iğrenç bir ses bağırıyor durmadan. Sanki doğduğundan beri yalnızca tek bir cümleyi öğrenmiş gibi şöyle sesleniyor: — Ya elindekileri bırak ya da yanındakini kullan. İki seçenek de hayli sevimsiz görünmesine rağmen sonuçlar aynı şeyi işaret etmekteydi. İlkinde, elimdekileri- uçlarından tuttuğum dikenli telleri- bıraktığımda tepemde dönüp duran iki dişli hiç acımadan yerçekimine duydukları bitmek tükenmek bilmeyen saygıları eşliğinde kafatasımdaki yerlerine çoktan oturmuş olacaklardı. Hayır!! Bu sonuç kesinlikle bana yakışmayacaktı. Sunulan ikinci seçenek de ise hayli yorgun duran paslı bir çakı anlamsız bakışlarıyla beni süzüyordu. — Çirkin ama sevimlisin — Teşekkür ederim. — Sanırım seni seçmeliyim. — Sevimli olmam çirkinliğimi gizleyemedi hiçbir zaman söylemeliyim. — Olsun, hadi bakalım sıra sende. — Peki. Tuttuğum tellerin iki ucunu da birleştirip tek elimle kavramaya devam ederken diğer elimle çirkin ama sevimli dostumu yakalıyorum. Ne yapacağımı bilemediğim halde kararlı bir tavırla hiç çekinmeden göğsümdeki yerine yerleştiriyorum onu. Rüyam bozulmasın diye kanımın akmasına izin vermiyorum. Avucuma beni zehirleyen irini doldurup kana kana içiyorum sonra. En sonunda yere yığılıp kalmam en mantıklısı belki ama onu da yapamıyorum. Olduğum yerde sallanmaya devam ederken ayakuçlarıma dişlilerin düştüğünü görüyorum. Bir anlamı olmalı… Zihnimden geçen her karenin bir anlamı mutlaka olmalı. — Hazır mısın? — Neye? — Biraz sonra olacaklara — Saçmalama. Doğduğumdan beri bildiğim bir gerçeğe neden hazır olayım? — Bilmem en azından kendini alıştırman beklenebilirdi. — Alışkanlık en kötü huylarımdan biridir. — Tamam, o zaman bir sorunumuz yok demektir. — Şimdilik yok üstelik sadece benim için. Ama saatler sonra nerede olduğunu bile bilmediğin vicdanın sana sorun çıkarabilir. — Bunu yalnızca ben görebileceğim. — İyi, keyfini çıkar o halde. Bu basamakların en tepesinde günlerdir çağırıp durduğum özgürlüğümü görüyorum. Kucağını açmış “hadi gelsene” diye seslenmekte. “Bekleeee geliyorum” Önümde duran tabureye oturuyorum. Hayır, galiba böyle değildi. Bir kuş havalandı bu sırada. Neydi o? Güvercin?? Olabilir ama yine de emin olmalı taburenin üzerine çıkıp bakmalıyım. Çıktım bile. Evet, tam da tahmin ettiğim gibi paçalı bembeyaz bir güvercin. “Heyyy beni de alsana yanına yavaş ol biraz, yetişemeyeceğimden korkuyorum.” Bir, iki, üç….Tak!! Yaşasın yetiştim işte. Ne kadar yumuşakmış tüylerin senin öyle. Biraz daha alçalsan olur mu peki? geçerken özgürlüğümü de almak istiyorum yanıma artık zamanı geldi de. Ne güzel iyi anlaşacağız seninle belli ki. Bir şeyler mırıldanayım ister misin? Tamam sen iste yeter ki. Yağmur yağsın isterdiimm bu sabahhh…
"
|
|
|
|
Tarih: 21.02.2008 Saat: 21:19 Gönderen: mehmet
|
|
|
|

|
| |
Yazı Oylama |
Ortalama Puan: 4.25 Toplam Oy: 4

|
|
İlgili Konular
|
|
| | Bu yazıya yorum ekleyin. Yazarın kendini geliştirebilmesi için yorumunuza ihtiyacı olabilir.Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu tutulamayız. |
|
Re: Geleceðe Hediye (Puan: 1) Gönderen: babazula Tarih: 22.02.2008 Saat: 00:33 (Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder) | | Aslında güzel bir öyküye doğru gidecek çalışma , biraz daha imge katılsa daha da iyi olacaktı sanırım , biraz yavan olan kısımlar var ve ifade edilmek istenen geçiştirilmiş bazı yerlerde yinede iyi bir çalışma olmuş geçişlerde ki bağlantı korunmuş ve bu yazıyı biçim açısından güzelleştirmiş...kalemine sağlık sevgili nihal ... |
|
Re: Geleceğe Hediye (Puan: 1) Gönderen: alegorik Tarih: 09.04.2008 Saat: 02:51 (Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder) http://www.sozcelem.com | | Öykü, daha ilk cümleden içine çekiyor okuyucuyu. Sürükleyici de bir öykü ancak -belki ben anlamak için yeterli donanımlara sahip olmadığım için- bazı noktaları anlayamadım. Rüyanın içerisindeki imgelemler ve öykükarakterinin beyazlar içinde oluşunun öyküdeki anlamını çözemedim. Verdiğim iki örnek elbette zihnimde bazı anlamlar oluşturdu ancak bu anlamları öyküde bir yere bağlayamadım. Eleştiri yaparken yazdıklarım-ki yazarken düşüncelerimiz üzerinde yürüyebildiğimize ve böylece sağlamlıkları kontrol edebildiğimize inanıyorum- anlayamadığım için kendimi eleştirdiğim kadar, yazan kişinin de yazarken atladığı bazı noktalar olabileceğini düşündüğümden. Bunlar üzerine düşünüldüğünde çok daha iyi metinler çıkabilir.Ayrıca şunu da belirmek istiyorum; öyküdeki düşünce ve zaman geçişleri çok başarılı. |
|
|
|
|
Site Menü |
|
|
SÖZCELEM FELSEFE-EDEBİYAT DERGİSİ |
|
Üye Menüsü |
| Toplam Üye: |
900 |
| Aktif Üye: |
0 |
| Aktif Ziyaretçi: |
5 |
|
KARANLIK ODA |
|
KARANLIK ODA |
|
|
|
|