|
Deneme: Öykü Üzerine Ceşitlemeler
|
|
|
 |
|
rehaulku yazdı: "Öykü üzerine kısa ve kesin (doğru demiyorum) düşünceler.
Kısa Öykü nedir?
1.
Kısa öykü, adı üstünde kısadır. Ancak kısanın boyu üzerinde düşünceler değişebilir tabii Öykü konusunda ise; vakıa aynı, rivayet muhteliftir. Öykü yazarlarının ortak yanı, onların yapmaya soyunduğu işi, toplumbilimcilerin becerivermesine çok kızmalarıdır. 21. Yüzyıl, Çehov ve arkadaşlarını barındırmıyor. Yepyeni bir dil, yepyeni konular ve yepyeni formatlar gerek. Melez olabilir, katır olabilir, mutant olabilir; her ne olacaksa, ürün yeni yüzyıl boyunca idare edebilmelidir. Öykücünün duygudan düşünceye, hissedici + edici'den informatik + kognitife, çok aşamalı bir yazınsal evrimin yolunu izlemesi gerekecek. · 2.
Haber olsun, öykü olsun, rivayet formunun temel özelliği, en çok ifade / bilgi içerebilmesidir. Tersine bakılınca da, az söz, öz söz demektir. Darb-ı meseller ve atasözleri, aynı doğrultuda ama toplu bilisizce (anonim) oluşturulmuş örneklerdi. Öykü-roman ayrımında nitelik farkı kabul ediliyor ama uzun-kısa öyküde nicelik farkı adlandırılıyor. Bu bile, yanlışın nerede yapıldığını imlemeye yeter. Öykücükcük, bir edebiyat türü sayılan aforizmaya, bu açıdan daha yakındır.
· Kurmaca-Gerçek İlintisi
Gerçek vardır ve yazılabilirdir. Her yerde ve her zamanda. Yazının icadından önce bile Her yer ve zamanda, anlatılabilecek birden çok gerçek olabilir, daha da önemlisi bunlar birbiriyle çelişebilir. Su, aynı anda altı ters yöne akabilir; gerçekler de öyle Tabii ki herhangi bir yeranda genelde gerçek tek yönlüdür ama küsurat da önemlidir. Gerçeğin yazılıp yazılmaması veya hangisinin nasıl yazılacağı, yazarın sorunsalıdır. Eleştirmenlerin ve okuyucuların ona soracağı soruları, baştan kendine sorup yanıtını verirse, işi daha kolaylaşır. Yoksa, Orhan Pamuk gibi olur: Hem, yazılacak gerçek yoktur ve gerçeğin yazılması önkoşul değildir, dersin; ondan sonra da, TC'de işkence var, diye Avrupa'larda dolaşırsın, ödül toplarsın. Kurmaca açısından iş daha kolay: Var olanlardan istediğini de seçebilirsin (bu iyi bir yazarın, önce iyi bir okur olması gerektiğini imler), kendin yeni bir biçim-biçem de deneyebilirsin. Genellikle, bir yüzyılda hepi topu beş-on tane yeni-farklı şeyler söyleyebilen yazar çıktığı için, bu yolu yazarlar pek sevmezler. Sabahattin Ali gibi yazıyorum veya Sait Faik gibi yazıyorum, der işin içinden çıkarlar. Kimse de, yahu, senin yerine, onları okurum o zaman demez. · Neyin Öyküsü?
Charles Bukowski, alkolün öyküsünü yazar. Dünyada, TC nüfusu kadar alkolik (+ ayyaş + akşamcı + alkol dostu) var. Herkes kendine göre içer ama kimse kendine göre içkiyi yazamaz. Yüzyılda bir kişi bu işi becermiş (TC'de Halit Çapın'ı ve dünyada Jack London'ı bu işi başarmış saymıyorum). Bukowski ne der?: Ancak 20 yılda alkolik olunur ve alkolizm her akşam ölünüp ertesi sabah dirilebilinen bir intihar yoludur. Bunu hiç bir alkolik yazar belirtmemiştir. Ancak B. de yaş ve kuru ayrımını izletmez. Kuru gurusu Burroughs ile karşılaşırlar ve birbirlerini görmezden gelirler. · Hangi İnsan?
Aydınlanma'nın en yanıltıcı kavramlarından biri, hümanizmdir. Vurgulayarak yazıyorum, Nazizm hümanistti ama global nüfusun yalnızca %o 5'ini insan sayıyordu. Antik Yunan'da halk yönetiminde (demokrasisinde), 220.000 nüfusun yalnızca 70.000'i seçmendi, kadınlara ve kölelere oy hakkı yoktu, yani onlar insan değildi. · Hangi Okur?
Ahmed Arif'i eskiden evkadınları okurmuş. Şimdi öğrenciler okuyormuş. (® Kalbim Dinamit Kuyusu.) Kafka, benim için yazmadı ama 11'imde onu tanıdım, 30'umdan sonrasıdır sadık okuruyum. Kafka'yı tüm dillerde satın alan bir milyon kişi onun okuru değil. (Milan Kundera: 'Okur, yazarı yanlış anlar.) · Para, Parra, Parrra
Para önemlidir: Üç bin yıldır. İnsanlar parasız yaşayamıyor; yazarlar da TC 2008'de 100 sayfalık bir kitap 3.000 civarında bir tirajla, yazarına 3 yıllığına 2.000 dolardan az bir para getirir. Demek ki neymiş? Yazar, kitabıyla geçinemeyecekmiş. · Giriş Gelişme Sonuç
Eleştirmenler, basmakalıp söylemlerden kaçınması en çok gereken yazar türlerinden biridir. Bir öykü yazarı hissederek, yani düşünmeden ileri geri sözler edebilir ama bunu eleştirmen yapamaz. Eleştirmen sorgulayıcıdır. Kendisine böyledir diye dayatılanları sorgular. Öykünün giriş gelişme sonuç formatını taşıması gerektiği, böylesi bir basmakalıplıktır. Kısa keseyim: Yaşamda giriş gelişme sonuç var mı ki öyküde olsun (olabilir ama olmayabilir de ve çoğunluk yoktur)? · Telif, Nakil, Tefsir, İntihal
TC'de öyküsel ve romansal yazın, Osmanlı'dan devralınan gelenekle, intihallerin nakli ve tefsiri ile oluşmuştur. Öykünün bir sacayağı sayılan Sabahattin Ali, bir kitabın konusunu ayrı, adını ayrı kullanmıştır: Raymond Radiguet'nin "İçimizdeki Şeytan"ınını (Can Yayınları) "İçimizdeki Şeytan" olarak adıyla, "Kürk Mantolu Madonna" olarak konusuyla. Ferit Edgü ve diğerleri, varoluşçuluğu Heidegger'den değil, Sartre'dan öğrenerek, onu bir kusmuk edebiyatı sanmışlardır. . Nafile ve Beyhude
Her nasılsa, Oğuz Atay gibi, hem sağcıların hem de solcuların paylaşamadığı yazar Ahmed Hamdi Tanpınar, TC yazınında, eleştiride de, öyküde de, nafile ve beyhude'nin kavram patentine sahiptir. Neden böyledir? Sisifus Söyleni'ne benzer bir biçimde, ittir itir gitmeyen bir yaşam ve bir yarı-aydın entellektüelcikcik için daha iyi bir tanım düşünülemez de onda Ezilenler, yitirenler, tutunamayanlar Bireysel veya toplumsal bir çıkış / açar / çözüm; ne yaşamda, ne de yazında bir türlü önerilmemiştir. Oysa Sven Hassel, tarihin en büyük kıyımı 2. Dünya Savaşı'nı atlatma'yı bile yazabilmiştir. Bizim derdimiz nedir ki? 3 adam ve 3 darbe ve 3 liberalizm Hepi topu tüm bir yaşam. Birinci kuşağı viyadük yaparsın, gelecek üzerinden akar gider Orman yangınında yeterince genişlikte bir kuşak ağacı kesersin, yangın durur. Geçtik 2000'i. En geç 2025'te bu iş tamamdır. · Libido Kabızları
Sevgi Yenen, Pınar Kür, Adalet Ağaoğlu, İnci Aral, Nazlı Eray, Ayla Kutlu, Aysel Özakın, vd: 68 malulu, Ankaralı kadın öykü yazarları: Muhteris ve kifayetsiz (deyim Ferhan Şensoy'un). Koyunun yokluğunda keçi Abdurrahman Çelebi. Feçesinde boncuk arar. Şifa olur diye, yaralı parmağa işemez. 1930'lulardan ta 1966'lı Aslı Erdoğan'a dek: CERN'i bırak, öykü yazarı ol. Breh breh ·
Aritmetik ve Cebir
Aritmetik, "2 + 3 = 5"tir. Cebir "a + b = c"dir. Öykü yazarı, ya yalnızca kendi yaşadığına saplanır, ya da onu genelleştirir (evrenselleştirir değil) ve soyutlar (denklemleştirir). Bahsedilen, sömürülenlerin sınıfsal mücadelesi değil Kendi ölümümü değil, ölümü sorgularım; acıyı Acı kılmaya çabalarım. Böylelikle birileri öğrenir ya da öyle umulur Bizim öykü yazarcıkları, hala birinci tekil kişi kipinde, Dünya'yı köyleri (veya Ankara'ları) sanıyorlar ·
Ne Yahu, Ne?
TC: 1920-2000: 3 savaş, 2 milyon ceset, bir milyon deli, 1 milyon orospu, 1 milyon müptela, 10 milyon işsiz-lümpen, 1 milyon dışarı konuk işçi, beş milyon alkolik, 30.000 sürgün, 5 milyon mübadele, 1 milyon içeri konuk sürgün / işçi, 1 milyon işkenceli, vb, vd. TC : Öykü. 1920-2000: Ay, sevgi yüklü kadının özgürlükümsü ıvırlı kıvırları: Ayla Kutlu. Gidiyordum da, yarı yolda çevirme vardı: Leyla Erbil. Fantazyamın gülleri osuruk ağacı kokar aman: Nazlı Eray. Ağdamı bulana dek gün akşam, bir de yeniden sabah oldu: İnci Aral. Savaş var mı? Yok. Delilik var mı? Yok. Ölüm var mı? Yok. Alkolizm var mı? Yok. Faşizm var mı? Yok. Uyuşturucu var mı? Yok. Ne var yahu o zaman? Karar verin: Hangi yaşamın hangi öyküsü?
· Nazım ve Nesrin
Manzum öykülerin de varlığı, yazarların da, okurların da, eleştirmenlerin de gözünden kaçıyor sık sık Hayvan masalları, rahatlıkla kısa öykü sayılabilir. Sorun, manzum-nesir ayrımında değildir. Sorunsallar, bu parçacıklarda zikredilen çatlaklarda dolanır. · Öykü ve Roman
Bence öykü-roman bir bütündür. İkisi birleşik olarak bir türe tekabül eder: Olay anlatılan düzyazı. O yüzden vaka-nüvisler (tarih kayıtçıları) de kimi öykücü sayılmışlar. Irmak-roman denilenlerse, tarihin genişçe bir dilimini kucaklayacağım derken, altında kalıverirler. Öykü-roman ayrımı, 19. Yüzyıl sonuna aitti, artık geçersiz. ·
Birey ve Toplum
Basmakalıp söylemlerden biri de, birey-toplum düalizmidir. Bireyin varlığı toplumu dışlamaz ve tersi de Hangisi seni ırgalıyorsa onu yazarsın, hangisi onu ırgalıyorsa okur onu okur. Şimdi Fakir Baykurt, köy romanı yazarak toplumcu oldu iyi de, özyaşamöyküsünü yazınca birey oldu kötü mü? Birey-toplum karşıtlığı, 20. yüzyıl başına aitti, o da bitti. ·
Ölüm ve Yaşam
Nazım Baba, çook yanılır: Aslolan ölümdür. Ölümü yazan öykülerin polisiye filan olması ise, saçmalıktan öte bir aptallıktır. İşte o nedenle öykücüler; savaşı, intiharı, vb yazamazlar. Ölüm, birinci insanlık durumudur. Ölüm, birinci öykü konusudur. O yazılıp tamamlanırsa, belki yaşama da sıra gelir. · Doğu ve Batı
Çin öyküleri, neredeyse iki bin yıllıktır. Avrupa öyküleri ise, hepi topu 200 yıllıktır. Bizim yazarların birincilere değil de, ikincilere öykünmeleri gülünç. Kelile ve Dimne, La Fontaine�in değildir. Doğu'dan ne öykü alınabilirdi? Kuşkusuz "1001 Gece Masalları". Bahnamelere altyazı olabilirdi. Siyah Kalem'i öykülendirmek olabilirdi. Anime'yi (Japon çizgifilmini) 20. Yüzyıl'ın başında keşfetmek olabilirdi. Batı'dan neler alınmayabilirdi? Aldıklarımızın % 99'u ·
Öykücüler Öykünürler
Yazar, neyi / kimi taklit eder? Hiç kimseyi ve bir şeyi olsa iyidir. Ustasızlık, bir erdemdir. Öykücüler neden öykünürler? Garanti sonuç olur diyeÖykücü röportajlarında öyle bir konuşuyorlar ki sanırsınız İstanbul'u onlar fethetmiş. Padişah cücesini, gölgesini görür de kendini adam sanır diye, akşam üzerleri ortalığa saldırmazmış. · Sözlüklesek de mi Saklasak, Sözlüklemesek de mi?
Yaşam, dolayısıyla öykü, bilinen birkaç bin sözcükle kapsanamıyorsa, Japonca'dan da sözcük kullanırsın, metalürjiden de ·
Günce, Mektup, Öykü ve Otobiyografi , Biyografi Öykü
İkisi de, birinci - ikinci üçüncü tekil kişi kipinde dizidir. İkincisinde, öykü yerine tarih koyanlar da olmakta. Demek ki öykü için, daha değişik açı-diziler de mümkün olabilir. Kısa öykülerin, haber, darb-ı mesel gibi aykırı örneklerle birarada anılması bu nedenledir. . İstatistiklerden Bir Demet
85 yıl, 850 kitap, 8.500 öykü veya 100 yıl, 1.000 kitap, 10.000 öykü. Hepsini sıksan sıksan, ne sabun olur, ne de tutkal ·
Görsellik +Sözellik
Fotoğraf 1800'erin başında icad edildiğinde öykü türü, henüz piyasada yoktu. Sinema, 1895'te başladığında artık başlı başına bir türdü. Öyküde tasvir çok önemli sayılır. Ancak, 100 yıl boyunca tasvirler, her ne hikmetse görsel değildi. 1990'larda çizgiromanların da etkisiyle, öykülerin film planlarına öykünmesi de ifrattı kanımca Konuşmalar sözeldir tamam ama kişiler, mekanlar ve olaylar görseldir ve yıl 2000 eşiğinde bunu becerebilmiş öykücü yok. · Öncülük + Geleneksellik
Bir sanat alanında ancak öncü (: avant-garde) olmak uygundur. Öncülük, tümdengelimsel de olabilir, tümevarımsal da Öyküde öncü yazar hiç olmadı. Aslına bakılırsa, öykü tür olarak gelenekseldi, asla öncü olmadı, denemedi bile... · TC + Dünya
Bir Türk öykü yazarını, bir yabancı neden okusun? Aslına bakılırsa, hiç bir neden yok ama 70 yıldır çevriliyorlar ve okunuyorlar. Sait Faik çevrildiğinde, anlamının neredeyse tamamına yitiriyordur herhalde. İngilizce bilirim ama hiç bir Türk öykü yazarını İngilizce olarak okumaya kalkışmadım. .
Dolayım +Doğrudanlık
Marksist estetik, bir dilsel hata olarak, gerçekçiliği doğrudan dilegetirim sayar. Oysa, tüm dilegetirimler tanım gereği dolayımdır, Dolayım sayılmayabilecek dilegetirim, coşumsal-danssal olabilirdi belki Öykü de haydi haydi dolayımdır. Doğrudana limitlenmiş anlatı, bir Bukowski'de görülür. O da bunun karmaşık yazmayı becerememe nedeniyle böyle olduğunu belirtir. Keza, bizde de aynı mazereti Esendal da beyan eder. Oysa bu, mazeret beyan edilecek değil, övünülecek bir durumdur. Geriye kalan tüm öykücüler sözü çook dolandırır. Örnek mi? Onlarda Hemingway ve Fitzgerald, bizde ankaralı kadın yazarlar. Ağaoğlu'nun bir öykülerine bakın, bir de Gece Hayatım'ına ve güncelerine
·
Zaman ve Mekan
Giriş "gelişme" "sonuç"un başka bir düzenlemesi. Zaman ve mekan, doğrusal olarak yapılanmış varsayılır. Öyküde doğrusal olmayan zaman, absürd veya bilimkurgu; doğrusal olmayan mekan, fantazya addedilir. Tersinir zamanlar, "flash-back" addedilir ama "Fight Club" filminde, belirli bir neden olmaksızın zaman akışı parçalanıyordu. Bu da tıpkı Çehov'un öyküde bir tabancadan sözediliyorsa, patlamalıdır'ı gibi; bir anlamsızlık varsa, nedeni olmak zorunda değildir olarak yeni bir format sayılır. ·
Öykü ve Diğer Sanat Dalları
Öyküsüz dans, mükemmelen olmakta. Sinema yaratıldığında, öykü yükselişe geçmiş olduğu için, öyküsüz film deneysel veya belgesel sayılıyor. Öykülü müzik, özellikle Klasik Avrupa Müziği'nde çok sakil kaçıyor. Öyküsüz oyun, absürd sayılıyor. Görüldüğü üzere öykülülük, diğer sanat dallarına da çok bulaştırılmış durumda. Bunun etkilerini temizlemek bir elli yıl alır herhalde.
"
|
|
|
|
Tarih: 14.03.2008 Saat: 22:33 Gönderen: mehmet
|
|
|
|

|
| |
Yazı Oylama |
Ortalama Puan: 4.66 Toplam Oy: 3

|
|