haymatlos yazdı: "
Sensizliğini de al yanına giderken Yalnızlığımın en keskin noktasında durmuş sana sesleniyorum: ya beni de götür ya sen de gitme. Ama gidiyorsun ne kaldın ne de beni götürüyorsun. Yalnızım sevgili, bu sırdan bir yalnızlık değil eskilere ait bir yalnızlık çok eskilere, çocukluğum kadar eski. Yitiriyor değil mi her şey anlamını sevgili? Tılsımı kalmıyor ilk öpüşlerin, ilk çarpıntıların, ilk bakışların. Yitiriyor her şey anlamını. Bir yük olur atık yaşananlar. Bu değildi diyorsun sonra; hayır bu değildi. Ama neden sonra anlıyorsun; hiç olmadık ki zaten ve olmayacak. Hiç bir şey değil de sevgili; karanlık bastırınca. Sessizlik ve sensizlik işte o zaman yakıyor adamı, beter acıtıyor, nefes alamıyorsun, hani dersin ya sanki güneş batmamışta gelip boğazına çökmüş, soluk alamıyorsun hele birde bir daha olmayacağını düşününce işte, o zaman dar geliyor sana şu koca acun, işte o zaman hiçbir yere ait hissetmiyorsun kendini, işte o zaman sevgili, işte o zaman.
Keşke hiçbir şey bırakmadan gidebilsen belki daha kolay olurdu her şey. Örneğin alıp gitsen sensizliğini de giderken (ya da hiç gitmesen) çünkü en çok o canımı acıtıyor. Ya da alsan anılarını, gülüşlerini, sımsıkı sarmalamalarını ve sana gelmek için biriktirdiğim tüm hayallerimi. Alıp gitsen keşke bendeki seni. Belki daha kolay olurdu o zaman gülümsemek. Daha kolay olur şarkı dinlemek, ağır gelmezdi yarın sabahın içindeki sensizlik ve güne eksik başlamak çok koymazdı adama.Yoksa ağır geliyor bu göz yaşları bu gözlere, ağır geliyor bu yürekte sensizliği taşımak. Sensizliğin değil de bir daha olamayacağını kabullenmek ki kabullenemiyorum işte başka beter be sevgili. “Dayandım gecenin karasına. Artık kimse kıramaz beni. O kül gibi deniz,o sessiz kız. Kayıp bir sandala binip gitti”diyor ya şair işte öyle bir şey. Hiç kimseyi sevemem sandığım bir zamandı seni tanıdığımda; önceleri inanmamıştım sevdiğime, geçer diyordum. Çünkü yüzyıl süren bir savaşın mağlubuydum. Geriye sevebilecek bir organımın kalmadığını düşünüyordum. Bir devrim olmuştu sanki, yeniden gülebiliyordum gözlerine bakarken. İçimi bir sıcaklık kaplıyordu gülümsediğinde. Sen aklımdan geçenleri benden önce söylüyordun. Sarıyordun sımsıkı ve dünyanın en güvenli ve en huzurlu yerinde hissediyordum kendimi kollarındayken. Sözün kısası sen yitirdiğim diğer yanımdın, sen eksik olan bendin. Şimdi yine yarım kaldım. Artık yarım ve yaralı kalmış gülüşler bir de sensizlik kaldı geriye. Ne olur sevgili giderken yalnızlığını da al yanına. Taşımak istemediğimden değil, inan ki sevgili sana ait olan her şeyi bir ömür taşırım. Nasıl ki savaş alanında sancağı taşıyan askerin en büyük korkusu ölüm değil de, hançer ya da kursun kalbine girdiğinde sancağın yere düşme korkusuysa benimde bedenim ve ruhumun sensizliğini yalnız bırakıp yere düşürme korkusudur. Ne olur sevgili yalvarıyorum giderken yanına al yalnızlığını. Oysa yarınlarımız olacaktı, sen yaşlanıp kamburlaşacak, yüzün kırışacak, yoo sakın yanlış anlama sen hep en güzel olacaksın, hep en güzelim olacaksın. Ben ise biraz daha küçülecek, saçlarım ağaracak, bana kellik yakışma biliyorum ama ne yapalım sevgili alnım biraz genişleyecekti ve birazda huysuz olacaktım. Tabi bu senin görüşündü, bana göre ise asıl huysuz sen olacaktın. Ama değişmeyecek tek şey olacaktı sevgili, tek şey o da sana olan aşkım, aşkımız belki artacaktı ama azalmayacaktı. Seni beklerken ki heyecanım, sana gelirken ki içim içime sığmazlığım hiç değişmeyecekti. Ama gidiyorsun ve yanına hiç bir şey almadan
YUSUF YAPICI
"